Wednesday, May 1, 2013 5:55:28 PM
komünizm, sosyalizm, SSCB, Türkiye
...
Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı... Kutlu mu olsun yazıklar mı olsun desem bilemedim...
Şimdi soracaksınız neden böyle sert başladın diye... Hatta patron yalakalığı ile sömürü yanlısı olmak la suçlayacaksınız belki...
Siz zihninizde beni taşa tutmadan önce ben anlatmaya çalışayım meramımı...
Düşüncelerim tamamen kendi iç dünyamla alakalıdır ve varsayımlara dayanır, doğruluğunu bilemem ama bana mantıksız da gelmedi aslında.
Varsayalım ki Türkiye'de Sosyalist bir devrim oldu, Komünist bir parti, Sosyalist bir rejime geçti, orduyu etkisi altına aldı, özel şirketler kapatıldı, tüm mal varlıklarına el kondu, herkesin statüsü ''işçi'' olarak belirlendi, kollektif çalışma kampları ve kooperatif şirketleri kuruldu, ülke dünyaya kapatıldı vs vs... Eminim ihtilal yapan bir kadronun ''yapılacaklar listesi bu şekilde uzar gider.
Amam her şey bir yana acaba bu ''eşitlik'', ''kardeşlik'', ''barış'' ortamında gerçekten her şey böyle sütliman mı olurdu?
Buradan sonrası için benim iç dünyamda gezinmenin, zihnimin haritasını çıkartmanın bir manası yok sanırım, çünkü elde yaşanmış örnekler var.
Şöyle ki; hatırlayanlarınız İki Kutuplu Dünya'da, çok da uzak olmayan bir geçmişte Dünya'nın ikiye bölündüğünü ve bu iki kutup arasında seçim yapamayan Halkların da devletlerinin ikiye bölündüğünü hatırlarsınız, Güney-Kuzey Yemen, Doğu-Batı Almanya, Kuzey-Güney Vietnam, liste uzun, aslında Kuzey-Güney Kore meselesi hala Dünyanın gündeminde...
''Peki ne anlatmaya çalışıyorsun?'' mu diyorsunuz?
Bunu hem yaşanmış olaylardan hem zihnimde oluşan intibadan anlatarak Şöyle devam edeyim; önce bir kişi liderliğinde bir grup toplanacaktı, bu kadro fikirlerini önce devlet memurlarına -ki günümüzde bilenler için bayağı tanıdık bir durumdur- yayacaklar, ardından öğrenciler ve gençlere yöneleceklerdi, tabii böyle bir ihtilal ordu olmadan olmaz, doğal olarak muhakkak ordunun da saflara katılması gerekir. Diyelim ki ordu, memurlar, ayaklanan halk, gençler, işçiler yukarıda da anlattığım şekilde bir devrime imza attılar, peki sonrası ne olacaktı?
Siz bilmiyorsanız ben söyleyeyim; Lider'in fiziksel bir uğraşıya gireceğini mi zannediyordunuz? ''Ahan Halkımı kurtardım gideyim de şu fabrikada çalışayım'' mı diyecekti? Hayır tabii ki, hoop Devlet Başkanı.
Eee böyle bir Devrim'i yapmış birisi size ya da bana güvenecek değil ya, kurulan tek parti organizasyonu ile yukarıdan aşağıya güvenilen insanlar belirli kademelerde görev alacaktı; genel sekreter, bilmem neyden sorumlu genel başkan yardımcısı, bilmem hangi il başkanı, filanca ilçe başkanı filan filan... Aşağıya doğru uzanana bu organizasyonda kendinize yer bulacağınızı sanıyorsanız yerinizin karın doyurmak karşılığında tersanelerde, maden ocaklarında, fabrikalarda, bilginize, mesleğinize göre günde 16 saat köle gibi çalışmak olduğunu şimdiden söyleyeyim... Tıpkı Vietnam'da Kızıl Kmerler'in gözlüğü olan kişileri eğitim görmüş kişi sayıp kurşunladığı örneği gözümüzün önündeyken, sanırım fakir bir ailenin zor-bela okutup öğretmen yaptığı bir gençseniz, tamam Türkiye'de kurşuna dizilmeseniz de en derin maden ocağının beklediğini bilmeniz yeterli.
Tabii ki Türkiye'de Kmerlerin yaptığı gibi gebe kadınların karınları yarılmayacak, zorla sezaryen yapılan, karınları deşilen bu kadınlar can verirken çıkarılan bebek daha ilk soluğunu aldığı anda ağlarken havaya atılıp yere çakılması sağlanmayacak.
Evet bu kadar iğrenç şeyler ülkemizde olmayacak belki, ama Çin gibi mesela ayda 30-40 dolara bir Apple fabrikasında günde 16 saat çalışıp intihar edeceksiniz, yada siz üç-beş kuruşa çalışırken Komünist bir ülkede nasıl olup da son model spor arabalar lüks evler ve milyar dolarlık serveti olan adamların olduğunu sorgulayamayacaksınız ki yapsanız bile bunların yöneten partinin üst düzey yöneticisi olduğunu anlayıp heralde vurulursunuz...
Yada SSCB'de milyonlarcanız üzerinde dışarıdan ürün almadan-satmadan yaşayan toplum deneyleri yapılmayacak ve siz o Ukraynalılar gibi önce kendi çocuklarınızı sonra komşularınızın çocuklarını kaçırıp yamyamlık yapmak zorunda kalacak kadar aç bırakılmayacaksınız...
Ama neredeyse bedavaya çalışacak, birileri konfor içinde yaşarken onlara hizmet etmekten başka bir şey de yapmayacaksınız...
Bugün babadan-oğula üç kuşaktır yönetilen görünüşte Komünist gerçekte Krallık Kuzey Kore'de herkesin zafer şarkıları söyleyip mutluluktan dansettiğini sanıyorsanız siz de o propaganda filmlerini izlemişsiniz demektir, çünkü gerçekte Dünya Kupasında ilk turda elenip ''Finalde elendik'' şeklinde propaganda yapılan bir ülkede halk hala finallerde elendiğini sanıyorsa siz gerçeğin ne olduğunu asla öğrenemezsiniz...
Aslında yukarıdan aşağıya bir organizasyon, halkın dininden koparılmaya çalışılması, tek partili bir rejimin gelmesi, halka yoğun vergiler uygulanması, din adamlarının asılması, yönetim kadrosunun refah ve zenginlik içinde yaşaması hiç de yabancı gelmedi bana...
Yoksa ben hayal kurmuyorum da tüm bunlar oldu mu benim Ülkemde?
Aslında şunu demeliyim kısaca, Size Özgürlük mü vadediyorlar? O halde yalan söylüyorlar, sizin köle olduğunuza inandırmaya çalışıyorlar, özgür insanlar özgürlüğü içim değil hükmetmek için savaşır...
Tüm bunları dedim diye beni bir Kapitalist sanmayın lütfen, zira onun hakkında da diyeceklerim var....
Thursday, April 25, 2013 9:45:25 PM
Var mı içinizde beni tanıyan? Yaşanmadan çözülmeyen sır benim. Kalmasa da şöhretimi duymayan, Kimliğimi tarif etmek zor benim...
Bülbül benim lisanımla ötüştü, Bir gül için can evinden tutuştu, Yüreğine toroslaradan çığ düştü, Yangınımı söndürmedi kar benim...
Niceler sultandı, kraldı, şahtı, Benimle değişti talihi, bahtı, Yerle bir eyledim taç ile tahtı! Akıl almaz hünerlerim var benim...
Kamil iken cahil ettim alimi, Vahşi iken yahşi ettim zalimi, Yavuz iken zebun ettim Selim'i! Her oyunu bozan gizli zor benim!...
Yer yüzünde ben ürettim veremi, Lokman Hekim bulamadı çaremi, Aslı iken kul eyledim Kerem'i! İbrahim’in atıldığı kor benim!...
Sebep bazı Leyla bazı Şirin'di Hatırım için yüce dağlar delindi, Bilek gücüm Ferhat ile bilindi, Kuvvet benim, kudret benim, fer benim!...
İlahimle Mevlana’yı döndürdüm, Yunus'umla öfkeleri dindirdim, Günahımla çok ocaklar söndürdüm! Mevla’danım, hayır benim, şer benim...
Kimsesizim hısımım da, yok hasmımda, Görünmezim, cismim de yok resmim de, Dil üzmezim, tek hece var ismimde, Barınağım gönül denen yer benim!.
Cemal Safi...
Wednesday, April 10, 2013 5:14:13 PM
çamur, kahraman, cennet, zafer
neden mağlubiyeti kabulleniyorsun? unutmaki tüm kahramanların üzeri balçık sıvalıdır… dik duracaksın, yılmayacak, bıkmayacaksın. çamur atandan korkmayacaksın! unutma ki Cennetin Nimetleri ve zaferin tadı insan etinden tatlıdır. arkandan konuşanlara gıybet edenlere aldırma. onlar ne derse desinler sadece seni övüyorlar!
Tuesday, April 9, 2013 7:39:48 PM
haydi bağırın!”işte orada!”elinizle gösterip koşun bana doğru…yapmanız gereken buydu, geç bile kaldınız. önce yüceltir sonra yere çalmaz mısınız siz?
işte burada yeni nefretiniz…
çarmıhınız hazır mı?
sizi bilmem ama mazlum hazır…
Tuesday, April 9, 2013 7:27:18 PM
dünya, ölüm, üşüdüm. yalnız
üşüdüm biraz, ama şimdi geçti. yağmur yağıyordu ıslandım da. o da geçti. güneş yine gösterdi yüzünü bulutlar ardından. sonra anladım ki hersey geçici. gün de geçici gece de, kış da geçici bahar da.
her ne olursa olsun, nasıl yaşarsa yaşasın insan bencildir; ölümü kimse ile paylaşmaz. evet anladım, insan yalnız ölür… yalnız, çırılçıplak ve çaresiz geldiği bu dünyadan yine yalnız, çırılcıplak ve çaresiz ayrılır… insan hep yalnızdır…
Tuesday, April 2, 2013 12:17:57 AM
kaybedenler, yalan, hayal, gerçek
Hayaller ve yalanlarla her şey yada herkes olabilirsin dostum, ama asla kendin olamazsın. Kaybedenler kendisi olamayanlardan başkası değildir...
Monday, April 1, 2013 9:51:23 PM
dost
Sana bir "dost" tavsiyesi vereyim mi "dostum"?
Şu hayatta kime "dost" dersen önce o atıyor kazığı...
Ama benden emin olabilirsin, Ben senin gerçek "dostunum" derlerdi de inanmazdım...
Saturday, March 30, 2013 2:51:10 AM
türk, napolyon, ordu, bonaparte
...
İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilirler, ama asla mağlup edilemezler.
Bana Türklerden kurulu bir ordu verin, size dünyayı esir alayım.Napoleon Bonaparte
Sunday, March 24, 2013 11:29:29 PM
kan, yalnızlık, elbise, yara
vazgeçmişsindir, olması mümkün olamayan biridir sanarsın, aramak da faydasızdır. beklenmedik anda çıkar karşına öylece kalırsın. bu sefer de sana nasip değildir belki. kader dersin, devam edersin. sorun kader değil onu yaşama şeklidir belki. seçim yapmak kaza etmek yürek işidir. yapamazsın. yalnızlık üzerine dikilen elbisedir; derinin üzerine dikilen…
sakın çıkarma, kanarsın...
Friday, March 15, 2013 1:18:46 AM
günebakan çiçekleri solmadan,
güneş ufukta sönmeden gel.
Tuesday, March 12, 2013 8:37:24 PM
savaş, ölüm, anne
Anne beni öldürsene,
öldür ama gönderme uğrunda olmayan hiç bir savaşa…
Wednesday, March 6, 2013 2:46:20 PM
umut, hançer, yalnızlık
Sevmeyi sevmiyoruz aslında sevilmeyi seviyoruz ama insanları sevmiyoruz.Sevilelim sevelim demiyor Yunus…Sevelim sevilelim diyor ama biz sadece sevildiğimiz zaman seviyoruz…Sevilmek için de olmadığımız birini oynayıp olabildiğince umut veriyoruz.Sonra yüzüstü bırakıp hiçbir şey olmamış ,hiçbir şey hissedilmemiş gibi bırakıp gidiyoruz birbirimizi, boynu bükük…Hele ki kadınlar…
Bir ümidin bir hayalin peşine yalın ayak koşmak nedir bilen var mı ?Zsa Zsa Gabor’un dediği gibi “hiç bir erkekten hediye ettiği pırlantaları geri verecek kadar nefret etmedim ” cümlesi kadar yalın,basit ve anlamsız mı? Sevmek bu mu? İnsan olmanın dayanılmaz ağırlığı ve beklemek…Kadınlar neden umut etmeyi sevmez de umut vermek vaz geçilmezdir onlar için? Unutulmamak hatırlanmak mı önemlidir yoksa mutlu edebilmek mi bir garip aşığı? Bilinmez ama kadınlar hep kendilerine acı çektirecek kişileri severler…
Acı çekmek bir erdemdir,öyle herkes beceremez.Sevmeyi bilenler ancak acı çekmenin değerini anlar çünkü acı çekmek ve öncesinde ümit etmek gidenin ardından kalan tek şeydir.O yüzden acı çekmek gideni hâlâ sevebilmenin asaletidir.Pek az insan acı çekmenin müptelası olduğunun farkındadır.Oysa çekip giden geride nasıl bir enkaz bıraktığının farkında bile değildir.Eşine evladına sarılırken ya da laf arası konuşmalarda geçip de hatırlanan bir eski anı yüzde ufak bir tebessüm,hafif bir rüzgar esintisi gibi iç çekiştir Onda geçmişin zuhuru.. Oysa geride yıkılan hayaller, tükenen ümitler,kırık bir kalıp ve bol bol göz yaşı kalmıştır.Her şey basit bir hoşça kal ile dünyası başına yıkılan bir adamın gürültüsüdür.İşte buna aşk değil,sevda değil,yalnızlık derler…
Ve orada kaybolup gider her şey.Karanlık,yalnızlık,mutsuzluk o anda orada biter.
Beynimdeki uğultular ve fısıltılı sesler…Aslında şimdi daha iyi anlıyorum,ne mutsuzluk,ne yalnızlık,ne karanlık vardı.Her şey yok olup gitme korkusu ve yok olup giden zamanın feryadıydı.Kendime ve zihnime vurduğum zincirlerin sığıntısından başka bir şey değildi beynimde çınlayıp duran şey.Beklemek ne ağır bir ceza,hiç gelmeyecek olanı beklemek...Şimdiye kadar sevdiğim bütün kadınların sevgisi değil nefretiyim artık.Bir insanı öldürmek yerine umut vermek en büyük azap.Şimdi anlıyorum ki,insanlar insanları değil;insanlar sevmeyi seviyor...ve başka biri daha sevilebilir olduğu zaman bitiyor her şey ama kadınlar umut bırakmayı seviyor.Üstelik bunun ne ağır bir azap olduğunu bile bile…O yüzden sevmek,hem de sevmeyecek birini sevmek,kişinin kalbine sapladığı hançerdir.İnsana öyle bir söz söyle ki,”ya öldür,ya yaşat ama yaralı bırakma’’.
Dil yarası hançer yarasından ağırdır ve asıl kahredici olan ağır sözler söyleyip kalp kırmak değil,bekleyişe sürükleyen umut cümleleridir.Unutamazsın…Her gün aynı saatte kalkıp,aynı otobüse binmek,aynı yerde çalışmak,aynı kişileri görmek,akşam aynı eve gelmek,dışarı çıkıp aynı kişilerle takılmak ve aynı kişinin yokluğu…Hayat aynı olduğu sürece hep O'nun eksikliği saatin sarkacı gibi gidip gelip gözlerinin önünden geçer sonra zihnine zihnine iner tokmak gibi…Gitmek çözüm gibidir,Hayatında bir çok şey değişirse yokluğunu unutursun O'nun ya da öyle sanırsın…Bir sabah hiç bilmediğin bir ülkede,hiç bilmediğin bir dili konuşan,hiç bilmediğin simaları ve o bilindik bakışları ile acıları yüzlerinden okunan insanların ülkesinde uyanırsın…! Her şey geride kalmıştır ama aynaya bakarsın sen yine sensin.O bezgin yorgun bakışlar sana O'nu hatırlatır ve anlarsın ki acının dili değişmiştir sadece ama acı yine acıdır…
Babasını öldüren katil için yıllar sonra “ben bu adamın öldürülmesini istemiyorum,hapsedilmesini de ,istemiyorum” diyen adam şöyle demişti: “ben babasız büyüdüm,onun çocukları da öyle büyümesin” . İnsanı sevmek işte böyle bişeydir.Sevmek sürekli övgü almak değil,o derecede kendini feda edebilmektir.Oysa öyle olmuyor hiç.Herkes kendi huzurunu arıyor ve bunu da başkalarının hayatını karartarak yapıyor.Şimdi bir hayal ediyorum nerede o sevdiğim kadınlar? Hangi pahalı hediyeler,hangi omuza yaslanmış da gülümseme süslüyor o yüzleri…Yağmur altında başı önde düşünerek yürüyen bir adam..Kimin umrunda ki…!
Tuesday, March 5, 2013 9:26:35 PM
iman, özlem. yalnızlık, köle
Köle olursunuz, köle bulursunuz ama yar olamaz ya da yar bulamazsınız. Sevmek sahip olmak değil ait olmaktır aslında...
Ne de kolay söylüyorsunuz yalnızlığa özlem sözlerini, ne çabuk usanıyorsunuz sevdiceğinizden. Ya sevmesini bilememişsiniz ya iman etmesini...
Monday, February 4, 2013 7:11:57 PM
ömür, ihtimal
Aslında genç olmak iyidir önünde uzun yıllar vardır... Ama bir başka açıdan bakınca daha uzun yıllar yaşama ihtimali vardır, oysa yaşlılık en azından yaşamış olmak demektir. Bence kendimizi ihtimallere fazla kaptırmamak gerek. Ne de olsa hayat bu, belli olmaz...
Friday, December 7, 2012 1:25:29 PM
ben, yabancı, sen
“şimdi sen gidiyorsun ya herkes sana benzeyecek” derler ya, yalan… kim sana benzeyebilir ki? asıl şimdi sen gidiyorsun ya, herkes bana benzeyecek… herkes ben gibi ya da ben herkes gibiyim artık… sağda solda gördüğün bir yabancı…
Monday, November 19, 2012 12:49:46 PM
gölge, yalnızlık, düş, kalp
yol yorgunu, düş kırgını, kalp kırığı, gölgede kaybedilmiş oyun. safiyane baharın, karakışın kollarında ölüme uyuması gibi. kırıla kırıla düşen yaprağın rüzgar önüne katılıp, kendini bırakan anası ağaca son kez bakması gibi. azarlanan yetim çocuk, utanan fakir, yıkılmaya yüz tutmuş virane, kara çalılara terkedilmiş bir mezar… insan ne de olsa; neys etmeden olamaz. anasını toprak altında unutan insanoğlundan vefa beklenir mi? tam da bunu farketmektir yalnızlık…
Saturday, November 17, 2012 3:26:54 PM
siyah, ben, gri, beyaz
bir iyi bir kötü vardır.
bir aydınlık bir karanlık vardır.
bir beyaz bir siyah vardır.
ben griyim…
hem hepsi, hem hiç birisi…
Friday, November 16, 2012 2:32:52 PM
ufuk, güneş, hasret
“bir adımlık yol” dedikleri hasretin ta kendisiymiş meğer… güneşin uyuduğu yerle uyandığı ufkun arası da bir adım…
Monday, November 12, 2012 2:25:35 PM
maske

sen bir dahiydin. einstein fiziğin, sen sinemanın unutulmaz adamıydın. maskeleri indirip potemkin zırhlısına binme vakti artık. hey gidi eisenstein. maskeleri indirmeli bence. evde maske takıyoruz, işte maske takıyoruz, okulda maske takıyoruz. hep “pozitif enerji” yayıyoruz etrafa. hep ama hep gülüyoruz. seviliyoruz da bu yüzden. sanatçılar halt etmiş, içimiz kan ağlarken gülümsüyoruz biz. oysa yalan söylüyoruz. güçsüzlüğümüzü, acizliğimizi saklıyoruz kendimizce. birbirimizin kuyusunu kazıp bir de pişmiş kelle gibi sırıtmayı “pozitif enerji yaymak” diye yutturuyoruz aklımızca, oysa o hapı biz yutalı çok oldu. dürüst olamıyoruz. birinin gözlerine bakıp “bu yaptığın beni incitti” diyemeyecek kadar da “medeni cesaret” sahibi korkaklarız. insanları kırmak istememe maskesiyle yüzüne diyemediğimizi, yapamadığımızı arkasından pek ala yapıyoruz. bence biz hepimiz yalancıyız. kendimize yalan söylüyoruz en başında. bize biçilen rolü oynayıp, münasip görülen hayatı yaşıyoruz. bu hayatlar bizim değil, başkalarının hayatı, biz sadece birer figüranız...
Tuesday, November 6, 2012 3:33:46 PM
intihar, aşk, kalp
aşk kalbin intiharıdır. insana aşk bir ön aşamadır aslında. aslolan Allah Aşkı’dır. kalp önce bir insanı sever ve vefasızlık yüzünden acı çeker. o aşk bir ızdıraba dönüşür. kalbin yaratanından başka yönelecek hiç bir şeyi kalmaz. bu yüzden önce aşık olmadan insanı tanıyamazsınız. insanın kibri, egosu, gururunu görüp insanda kendini gördüğünüz zaman anlarsınız insan ne imiş siz ne imişsiniz. aşk acısı önce bir farkedişe sonra öz eleştiriye en sonunda da kendini güzel huylarla donatıp yüceltmeye gider ki bunun yolu Allah’a aşık olmak ve duadır.
Tuesday, November 6, 2012 3:19:45 PM
insan, giz, ölüm
insan, dünyayı kendisinin sanar. oysa bizi bekleyen hazin bir son vardır. insan ne olursa olsun, hangi konumda-makamda olursa olsun, bilgisi-eğitim seviyesi ne olursa olsun hep aynı egoya sahiptir. hep bilendir yani kendince. oysa gerçek öyle değildir; insanın bilmediği çoktur ama asıl bilmediği ”hiç birşey bilmediğidir” filozofun dediği gibi. çok kişi şiir yazar ama herkes şair olamaz, çok kişi dünyadaki olaylar hakkında fikir yürütür ama siyasetçi olamaz, çok kişi futbol oynar ama herkes futbolcu olamaz. bu durumun tersine çok kişi hayatı anlayıp yaşayamaz ama herkes ölür… belki de mesele bunu kavramaktır. o kadar bildiğimiz ya da bildiğimizi zannettiğimiz şeyi yapamazken bilmeden yaptığımız şeye yoğunlaşmalı… ölmeden ölmek belki de hayatı anlamanın ve onu yaşamanın tek yoludur. belki de yaşamak dediğimiz şey ölümde gizli…
Friday, November 2, 2012 8:00:58 PM
sancı, mezar, ölüm
içimde bir sancı… doğum mu, ölüm mü ufukta görünen? geçeceğiz bir kapıdan, yepyeni bir varoluşa… bilmeyen ”öldü gitti, bitti” diyecek, oysa asıl hikaye şimdi başlıyor…üzerini ot-çalı bürümüş, unutulmuş, sahipsiz bir mezar var şimdi, yoldan gelip geçenlerin göremediği..içinde ölü yoktur… ölemeyeceğiz…çürümüş, toprağa karışmış bir mezarda dahi can vardır; eğer inanç varsa, eğer aşk varsa, ölüm yoktur…eğer sevip te kavuşamamak varsa, ölümün olmayışı gibi, huzur da yoktur,sonsuza dek sürecek bir sancı vardır…ölüm dahi dindiremez içimdeki sancıyı... mezar dahi saklayamaz...
Tuesday, October 30, 2012 2:38:54 PM
benim
İnsan kendisini nasıl tanımlar ki? Genelde kendisinin olan şeylerle herhalde… Benim işim, benim arabam, benim eşim, benim evim,benim elim, benim kolum, benim bedenim, benim ruhum… Peki bu kadar senin olan şeyler içinde sen neredesin? Kendini göster desem gösteremeyeceksin.Hiç birşey olup ta bu kadar çok şeyi sahiplenen başka bir varlık daha var mıdır acaba?
Tuesday, October 30, 2012 2:26:51 PM
kadın, aşk
evet bu doğru… kadın aşkı bilemez. kadınlar sevemez. sadece erkeği taklit eder. zaten kendisine hayran olunan birşeyin kendisine hayran olan şeye hayran olması beklenemez. erkekler sever, kadınlar bu sevgiden doğan ilgiye, hürmete, baş tacı edilmeye odaklıdır aslında. bu ilgi kaybolmasın diye önce naz yapar sonra yakınlık gösterir. tüm gayeleri bu ilgiyi kaybetmemek içindir. aşk yürek ister; adam gibi bir yürek!
Tuesday, October 30, 2012 2:16:17 PM
hayat, yaşantı
neyi anlayabilir ve neyi anlatabilirim size? inanın bilmiyorum. o kadar çok şey sarmalamış ki dünyamızı dönüp şöyle bir bakamıyoruz hayata. hayatlarımız yok mu yoksa? bence yok. modern yaşamımız paranın, kariyerin, makam hırsının, egonun esiri. hayat diyemiyoruz da zaten bu modern saplantılara. modern olsun diye yine “yaşantı” diyoruz. tıpkı saplantı, yıkıntı, döküntü dediğimiz gibi…
Tuesday, October 30, 2012 1:58:09 PM
ufuk, dünya, sevda, güneş
güneşin battığı yerdeyiz ikimiz de şimdi… ufkun kenarında… bir sevdanın bitip, güneşin battığı yerde… hem dünyanın hem dünyamın karanlığa boğulduğu yerde…
Tuesday, October 30, 2012 1:54:30 PM
devir, cahiliye, aşk, cahil
...
cahiliye devrinde misin ey insan?! diri diri gömüyorsun aşkı toprağa!
Tuesday, October 30, 2012 1:40:36 PM
güneş, mahkum, insan, ölüm
güneş batmaya, insan ölmeye, sevda bitmeye ve ne yazık ki gönül sevmeye mahkumdur…
Tuesday, October 30, 2012 1:39:26 PM
aşk, yüz
ağlamak ne kadar da güzel bir şey aslında. çünkü kalbi olan ağlar. yeryüzünde hiç bir göz yoktur ki bir sevgili için yaş dökmemiş olsun gizli gizli, hiç bir kalp yoktur ki kanamasın için için. öyleyse bu savaşlar niye? peki ya bu terkedip gitmeler? yoksa siz seven kalbi değil de toprak olup gidecek şu naciz bedeni mi seviyor sunuz? sizler sevmek nedir bilmiyor sunuz? yazdığınız tüm şiirler, döktüğünüz tüm yaşlar kadınların eti-budu için. kim yüzü olmayan; doğuştan yüzü, yüzde altmış beş kusurlu birini sevdi? hiç görmedim ben öyle bir yürek. benimkinden başka…
Tuesday, October 30, 2012 1:38:20 PM
ayrılık
bir de bakmışsın herşey yalan, sahte. ne sevgiler var ne sevmeler ortada. gerçek olan tek şey herşeyin yalan olduğu. ne sığınacak biri var, de gidecek bir yer ne de tutunacak bir dal. umutsuzluk artık dağların yerini almış; güneşi batırmak için ufukta. işte terk edilmek tam da budur…
Friday, October 19, 2012 2:42:34 PM
sevgi, saygı
birbirimize sevgi ve saygı içinde olalım. ben seveyim, sen say… beni sevemediğin günleri…
Friday, October 19, 2012 2:40:21 PM
yaşam, ölüm
ölmek nedir? “yaşadım !” demektir. yaşamak nedir? “ölüyorum” demektir. aslında yaşamıyoruz biz… yavaş yavaş ölüyoruz… sakince… sessizce… haberimiz dahi olmadan… coşkulu bir hayat yaşıyoruz sanarak üstelik… ölüyoruz… ölüyorum…
Sunday, September 9, 2012 3:08:23 PM
hüzün
bu kadar mı hüzün kokar bir ayrılık ... oysa varlığı da aşk değil ölüm kokardı...
Sunday, September 9, 2012 3:07:51 PM
kelebek, tırtıl
nedendir acaba kadınların kelebeği sevip tırtıldan tiksinmesi? oysa kadınlar herşeyin bebeğini severdi hani? neden göremez göz tırtıldaki cevheri? tırtıl, kelebeğin özüdür, değil mi?
Sunday, September 9, 2012 3:06:20 PM
ışık, gönül
geldiğim yerde ışık pek azdır ama gönüller aydınlıktır.
Sunday, September 9, 2012 3:05:46 PM
karanlıki şafak, güneş
o güneşin doğduğu yerde ben battığı yerdeyim. aydınlık onun yüzüne vuruyor, karanlık üstüme çökerken... o güneşin uyandığı yerde, ben uyuduğu yerdeyim. böylesine tezat bir hikaye işte. karanlıktan şafağa uzanan...
Thursday, August 30, 2012 7:18:14 PM
kelebek, aşk
en sevdiğim aşk kelebek aşkıdır. çünkü kelebeğin ömrü bir gündür…
fazla oyalamaz seni. hemencecik ölür gider kalbinde. kalp asıl vazifesine döner; Rabbi sevmeye…
ben alışmışım yakamoz gibi birden parlayıp aniden sönen yıldızlara, alışmışım kelebek gibi kadınlara…
Wednesday, August 22, 2012 9:49:29 PM
zaman, dünya, rahat, uyu
Dünyanın geçici nimetleri peşine koşmanın bir fayfası yok. Nasıl olsa birgün öleceğiz. O çok sevdiğimiz Dünyanın içine gömecekler bizi. O zaman rahatlarız herhalde. O zaman kimse Dünyayı sizden alamaz rahat uyursunuz!
Wednesday, August 22, 2012 9:44:58 PM
garip, meçhul
meçhulüm, garibim, kayıbım, öksüzüm bu ellerde. gel de al emanetini... boynu bükük bırakma...
Wednesday, August 22, 2012 9:42:22 PM
dünya, nefs
ey aptal nefsim dünyanın peşinde neden koşuyorsun? birgün yorulup düşeceksin hem de o çok sevdiğin dünyanın içinde bir çukura...
Wednesday, August 22, 2012 12:53:48 PM
iklim, revan, yol
Yedi iklim aradım seni, yol revan içindeyim...
Monday, August 20, 2012 7:01:39 PM
yaşam, ölüm
Ölüm Hangimize Uzakki...
Babaanneme de Yakındı, Bu Bebeğe de...
Bana da Yakın Size de...
Saturday, August 18, 2012 12:33:41 AM
kul, tag, twitter, hashtag
...
Twitter'ı birbirine katıyorsunuz bir Tag için; #Allahasadikbirkulolacağız diye...Saatlerce anlatmaya çalıştım sadık kul PC başında değil seccade üstünde olur.Hala aptal aptal şeyler söyleyip cevaplarınıza Tag'ınızı ekliyorsunuz Çok dijital mücahit gördük biz, Foursquare'den erkeklerle beraber ortamlarda resimli check-in yapınca anlıyoruz ki biz senin çakma mümine olduğunu... Gerçi "hatun kapıp" check-in yapan mücahid müsveddeniz de mevcud... Devam edin kuzum devam edin siz ancak sadık bir "cool" olursunuz... Sorsam hatasız besmele çekemyen "yaşayan sahabe" lansmanlı Pensilvanya merkezli -abi, abla- holdingi hissedarları sizi, sizi gidi Snoop Dogg Misyonerler sizi. Bi dağılın la "İmam"ınızın vaftiz babası kim, elini öptüğü Papa'cığımı?
Friday, August 17, 2012 7:48:27 PM
potani, arakan
2002'de "dost" sohbetlerinde birşeyler diyorduk bir ülkeye dair, 2008'de burada blog paylaşıyordum; Arakan'a dair...
O zamanlar mal mal bakanlar şimdi namüsait mahiyetlerini yırtıyor Arakan için...
E günaydın, biz orayı duyurunca sıra Potani'ye geldi ki. Hadi mal mal bakın 8-10 sene sonra ateşli savunucusu olursunuz oranın da...